5 Mayıs 2026 Salı

VINOLETTERA SAYI II

Vinolettera No.2: Mesafeleri Aşan Bir Sayı

Sevgili Erkut Tokman ile çıktığımız fanzin yolculuğunda ikinci sayıya ulaştık. Şarap, edebiyat ve mizah içerikli Vinolettera fanzini; özlemini duyduğunuz yeraltı kültürünü yaşatmak ve bu kültürü şarapla taçlandırmak için yaratıldı.

Bu süreçte Erkut Çekya’daydı, ben Zeynep ise İzmir’deydim. İki şehri şarap kardeşi ilan ederek, Çekya ve Türkiye’den benzer estetik kaygılar taşıyan, ilham dolu yazar, şair ve sanatçıları fanzinde bir araya getirdik. Böylece bu sayı ile Vinolettera’nın uluslararası kılcal damarları daha da genişledi; bu doğrultuda, derginin ana dili olan Türkçenin yanı sıra bazı metinlerin İngilizce ve Çekçe çevirilerine de yer verdik.

Bu sayıda, Ege’nin önemli yerel üzümlerinden biri olan Bornova Misketi’ne özel bir yer ayırdık. Bornova Misketi’ni kişiselleştirdiğimiz özel bir tadımın ardından, onun üzerine kısa denemeler kaleme aldık. Üzümlerin bir ruhu olduğu gibi, mekânların da ruhu vardır; işte bunlardan biri de Çekya’nın Ostrava kentindeki Waldemar.

Bu mekânın gizemini şiirlerle, bir söyleşiyle ve özel bir yazıyla anlatmaya çalıştık. Aslında İzmir Urla’daki bir Bornova Misketi bağında doğan esinti, Ostrava’ya kadar ulaşacak bir kelebek buldu; onun adı Vinolettera.

Bu sayı, iki ülkeyi birbirine bağlayan bir köprü işlevi gördü. Mesafeler edebiyatla aşılır, şarapla kutsanır. O hâlde, keyifli okumalar olsun.


English Translation

Vinolettera No. 2: An Issue That Transcends Distance

In the fanzine journey I embarked upon with dear Erkut Tokman, we have now reached our second issue. Dedicated to wine, literature, and dark humor, Vinolettera was created to revive the underground culture many long for—and to crown that culture with wine.

During this process, Erkut was in the Czech Republic while I, Zeynep, was in İzmir. By declaring our two cities wine siblings, we brought together writers, poets, and artists from both the Czech Republic and Türkiye who share similar aesthetic sensibilities and sources of inspiration. With this issue, the international capillaries of Vinolettera expanded even further; accordingly, alongside Turkish—the magazine’s primary language—we also included English and Czech translations for selected texts.

In this issue, we devoted a special section to Bornova Misketi, one of the Aegean region’s most distinctive indigenous grape varieties. Following a specially curated tasting in which we personified the grape itself, we each wrote short essays inspired by its character. Just as grapes possess a soul, so do places—and one such place is Waldemar in Ostrava, Czech Republic.

Through poetry, an interview, and a dedicated feature, we attempted to capture the mystery of this venue. In truth, the breeze born in a vineyard of Bornova Misketi in Urla, İzmir, found a butterfly capable of carrying it all the way to Ostrava. Its name was Vinolettera.

This issue became a bridge between two countries. Distances are overcome through literature and sanctified through wine.

So then—enjoy the reading.



Fanzine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: 

You can access the fanzine via the link below:

VINOLETTERA SAYI II



6 Nisan 2026 Pazartesi

VINOLETTERA SAYI I

 ŞARAP MEKTUPLARI ADINDA BİR FANZİN

Yazarlar bir araya geldiğinde mutlaka bir dergi, antoloji ya da yazınsal bir üretim eseri ortaya çıkar. Fanzin ise daha duygusal bir enstrüman. Onun için mevcut düzene ciddi bir itiraz ve yeraltına karşı duygusal hisler gerekli. İşte Vinolettera tam bu hislerin eseri; başkaldıran, bilgiye her daim aç ve bağlararası geyikler, yani ampelofilozofiya yanlısı bir felsefeye sahip.

Edebiyat, sanat, müzik, mizah tamam da şarap fanzini de nereden çıktı diyenlere, buradaki zengin dil ve mizah unsurları o kadar fazla ki bu karnavala bir göz atın istedik. Transkafyasya ve Turabdin bölgelerinde doğmuş, Anadolu’da bir kültüre dönüşmüş şarap, Antik Yunan’a halk arasına karışmış ve festivallerin, şiir ve retorik yarışmalarının, eğlencenin, müziğin, tiyatronun ve keyfin sembolü haline gelmiştir. Tanrısı Dionysos bile o kadar halktan ve içtendir ki dağda bayırda gezinir, duyguların sel olduğu, coşku, esrime ve verimlilik tanrısı olarak bilinir, diğer tanrılar gibi gökyüzünde bir tahtta oturmaz, halkla hep bir aradadır, aristokratik zevklerle eşleşen Apollon’un tam karşısında yer alır.

İçinde sığamadıkları kapalı kapalı gruplar, bilginin üstüne külçe halinde düşmüş gösteriş, var olmak için illa bir söz söyleme, çamur atarak ferahlama, hatta bağıra çağıra içinizin yağlarını eritme durumu söz konusu bu evrende. Bir gün “Ama öyle konuşmayalım” diye duyarsınız, konuşmacı nedense az sonra bir cinayet işleyecekmişsiniz gibi size tehdit muamelesi yapar. “Tadım subjektiftir, uluslararası yarışmalarda uzmanlar bile yanılıyor, kör tadımlarda herkes ters köşe olur” derler ama sonra “O aroma yok orada, şunu almalısın” diye iyi niyetli cümleler kurarlar. Yasaklara, kontrollere takılmış bir dünya burası. Mizah bol olmaz mı? Cennetteki nehirleri bekleyenler, politik çıkarlar peşinde koşanlar ve iktidar olmanın keyfini engelleyerek çatanlardan ötürü içten içe kaynadığını görebilirsiniz. İçerde ise aidiyet duygusuyla tatmin yaşayan gruplardan en iyi ben bilirim’e doğru giden ve gittiği yerde polemik yaratmaktan çekinmeyen, bilgiye, paylaşıma kapalı yüksek kafalar var. Aslında bakarsanız dışarıdan itenlerle içeriden şişirenler farklı oranlarda basınç yaratıyorlar burada.

Konumuza dönelim… Bu iş duyusal olduğu kadar duygusal da. O nedenle günün sonunda çorbayı yapanların değil, çorbayı tadanların değerlendirmesi belirleyici. Aynı kitaplarda olduğu gibi. Okurları beğenmiyorsan, okunmasa da olur, yayımlanmasa da olur diyorsan, yazma! Karışma sokağa, hayata... Sen de beğenmiyorsan içme ve nehirlerin hayalini de kurma artık! Her şey bir yana, insanlar tadımlara güzel vakit geçirmeye gelseler, hayat daha zevkli olacak, ama ıstıraplı arzu onları ham ham yer. Ne diyelim, afiyet olsun! Size de keyifli okumalar, bol kahkahalar...

Yayına hazırlayanlar: Zeynep Çolakoğlu & Erkut Tokman

 


Fanzine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: 
 VINOLETTERA SAYI I

 


13 Şubat 2024 Salı

ŞARAP KİTAPLARIM

MAYA BÜYÜSÜ

Şarap Lezzet ve Duyusal Deneyimler

Karakarga Yayınları

Ocak 2024



Karakarga Yayınları’ndan çıkan edebiyat ve sanata çokça konu olmuş, kendi mitolojisi hatta tanrısı olan kadim ve şiirsel şarabın hikâyesini anlattığı ve şarapta algılanan koku ve aromaların dilini çözümleyen ‘Şarap Koyusu’ kitabının ardından şimdi de “Maya Büyüsü” okurlarıyla buluşuyor.

Çağlar boyu büyüleyici dönüşüm eserleri yaratan, ekmekten şaraba dek pek çok üründe emeği geçen mayayı ana başlığa taşıyan bu eser, şarabın gastronomi ile bağlarını mercek altına alarak şarap-yemek eşleşmelerinin kimyasal, kültürel ve duygusal boyutlarını inceliyor.

Aroma ailelerinden öne çıkan şarap stilleri ve yapım tekniklerine, kültürel mirasımız Süryani şaraplarından eski bağlara, eşleşmenin temel prensiplerinden peynir-şarap uyumuna ve yaşamımıza dokunarak bizi mest eden aromatik bileşenlere dek uzanan, tadım farkındalığını bilimsel açıklamalar ve öyküsel bir dille birleştiren bu kitapta okurları şahane bir yolculuk bekliyor.


Koku hafızamızı nasıl geliştiririz?

Aromaların bir dili var mıdır?

Mayalar üzümü nasıl dönüştürür?

Maya Büyüsü tüm bu sorulara şarap tadımının duyusal analiziyle cevap ararken, algı kapılarını aralayan kokularla, sizleri gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolda aroma aileleri ile tanışma, aroma çemberinin rengârenk evrenini keşfetme ve lezzetli deneyimlere yelken açma üzerine bir dizi fikir sunuyor.

Ekmekten şaraba dek pek çok üründe emeği geçen mayayı ana başlığa taşıyan bu eser, şarabın gastronomi ile bağlarını mercek altına alarak şarap-yemek eşleşmelerinin kimyasal ve kültürel boyutlarını inceliyor.

Zeynep Çolakoğlu’nun, yazar ve Kimya Yüksek Mühendisi kimliğiyle tadım farkındalığını bilimsel açıklamalar ve öyküsel bir dille birleştirdiği bu kitabıyla, şahane bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?


ŞARAP KOYUSU


Bir Sanat Eseri ve Kimya Öyküsü Olarak Şarap

Karakarga Yayınları

Şubat 2021



Tanrıların içeceği, yüce kralların sofralarının eksilmez iksiri. Şarap mitolojiden edebiyata, ziyafet sofralarından günlük sofralara uzanan kadim bir yolcu. Anadolu topraklarının şarapla yedi bin yıldır süren dansı, günümüzde Ege’nin, Trakya’nın ve Anadolu’nun butik şarap üreticilerinin, büyük içki gruplarının özverili çalışmalarında can buluyor. Şarap, varoluşu itibarıyla sanatla, müzikle, gastronomiyle girift bir yaşam sürerken, şarapseverler de bu eşsiz varoluşa tanıklık etmenin keyfini sürüyorlar.

Zeynep Çolakoğlu, kimya yüksek mühendisi ve şarap tadımcısı kimliği ile edebiyatçı kimliğini birleştiriyor; şarabın Dionysos’la literatüre giren serüvenini, üretimine dair incelikleri, şarabın kendine has jargonu ve lügatiyle anlatıyor ve bu anlatıyı küçük bir şarap sözlüğü ile taçlandırıyor. Şarap sektöründe aktif bir yere sahip olan, aynı zamanda sanatın çeşitli kollarıyla, müzikle ya da edebiyatla ilgilenen konuklarıyla şarabın serüvenini irdeliyor. Şarabın ABC’si, damaklarda ağdalanan bu kadim iksirin tüm sırları Şarap Koyusu’nda can buluyor.


8 Ocak 2024 Pazartesi

MEDUSA



“İçerde ve dışarıda, tanrısal ve demonik birlikte ve iç içeyiz.”

Makyaj: Hazal Tanrıverdi
Fotoğraf: Hülya Ulam

"Medusa barındırdığı düalizm ile birlikte kutsal anne ile baştan çıkarıcı günahkâr Lilith arasında gidip gelen eril tarihin kadına dair korkularıyla iç içe bir figürdür. Mitlerle çıkılan bu yolculuk aslında tamamen zihinsel. Yerebatan Sarayı’nın kuzeybatı köşesindeki sütunların altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı heykeline dokunuyor ve taşların bana anlattıklarını dinliyorum."

Yerebatan Sarnıcı/İstanbul
Fotoğraf: Mehmet Çeliksan

Medusa Kaidesi/Yerebatan Sarnıcı
Fotoğraf:Mehmet Çeliksan

"Benim varlığım aslında hem ayna hem de ölüm. Medusa’ya bakanlar şeytani bakışın esiri olup taşa dönüşüyorlar, oysa ben bir aynayım, içinizdeki kötülüğü yansıtıyorum size gerisin geriye. Dante’nin “İlahi Komedyası’nda”, Byron’ın “Kayıp Cenneti’nde” cehennemde nöbet tutan varlıklar arasındayım."








"....İsmim yeraltında yankılanır zira yaşayanları bu dünyadan uzak tutmaktır görevim. Aynı Hades gibi bana da bakamazsınız, Ölüm’e bakılır mı? Medusa’ya bakılır mı? Şiirsel bir ölümdür göz göze gelenlerin tattığı. 








"Ya da ölümle aşkın buluştuğu o kısacık an’dır. Metaforik olarak taşlaşır, kara sevda ile dolar yüreği bir tür coup de foudre’dır4 deneyimledikleri." 



Makyaj: Hazal Tanrıverdi
Fotoğraf: Hülya Ulam

"....Şimdi burada varlığım eksik ölçülü melodilerde, düşüncelerin taşıdığı en ufak huzursuzlukta bir mum ışığı misali titremekte."






“İçerde ve dışarıda, tanrısal ve demonik birlikte ve iç içeyiz.”

Makyaj: Hazal Tanrıverdi
Fotoğraf: Hülya Ulam


Eser Hakkında


*Bilgi Yayınevi'nden 8 Mart 2018'de çıkan, Orkide Ünsür'ün derlediği "Karanlıktaki Kadınlar" antolojisinde yer alan Medusa öyküsünün canlandırması yapılmıştır.









Makyaj: 


Hazal Tarıverdi
https://www.instagram.com/hazaltanriverdi_sfx/
https://tr-tr.facebook.com/people/HazalTanrıverdi


Fotoğraflar:  


Mehmet Çeliksan (Yerebatan Sarnıcı ve Medusa Kaidesi) 
http://www.mehmetceliksan.com/


Hülya Ulam
https://500px.com/hlyaulam



Medusa Efsanesi hakkında daha fazla bilgi için:

16 Ocak 2023 Pazartesi

BİR KORKUYU BEKLEYEN'İN TUHAF HAYAT HİKAYESİ

Fotoğraf: Barış Uğursu / Heavy Arts

Belgelerde net olmayan bir tarihte, kimsenin gitmek istemeyeceği bir yerde doğdu. Issızlık ruhuna doğuştan üflenmişti. Zaman ve sayılarla belirsiz başlayan doğumuna inat, kimya bilimi ve mühendislik okudu hatta üzerine uzmanlığını tamamladı. Bir yandan zararlı kimyasallar üzerine çalışmalarını sürdürürken kimi zaman hayatta kalma kimi zaman da yok etme arzusunu tatmin ettiğini düşündüğü yazarlığa bulaştı.

İlk kitabı “Mina”da gotik korku türünde karanlık ve psikolojik gerilim dolu öyküler yazdı. Kitabın zehirli dili ve kasvetli havasına rağmen ödül almasının kendisine gecenin ve melankolinin dili olma misyonunu yüklediğine inandı. Yazdıklarına tesadüfen ulaşan birilerinin tepkilerinden usandığı ve toplum dışı kalma tehlikesiyle yüz yüze geldiği için işlerini geceyle gündüz gibi birbirinden ayırdı.


Fotoğraf: Barış Uğursu /Heavy Arts


Gece tarafı için ayrı bir isim ve karakter geliştirdi. Bu karakterin açtığı alan ve özgürlükle kara öykülerine durmaksızın devam ederken tarikatı andıran oluşumlarda kara bakışlı insanlarla yolları kesişti ve onlarla ortak çalışmalar yapmaya başladı. Bu tarikatların bir ayağında da şeytanın müziğini yapan müzisyenler vardı. İlhamını onlardan almakla kalmayıp müzikleri daha yüksek yankılansın diye küçük bir yeraltı organizasyonu işine girişti. Sınırları zorlayan, tehlikeye çekilen yapısı nedeniyle kan, uyuşturucu ve delilikle vücut bulan bir müzisyenle temas kurdu. Prag’da başlayan bu çarpık ilişki Almanya’nın dehlizlerinde gerçekleşen dumanlı konserlerin ardından İstanbul’a taşındı. Burada bir konser olmadı. Adamın zehir zemberek şiirlerinin yer aldığı “Prozac Artık Yetmediğinde” kitabını adı yeraltı ile anılan, ortalıkta köken bir vampir olduğuna dair dedikoduları bulunan usta bir şairle Türkçe’ye çevirdi. Zaten ne bu deccal kılıklı müzisyene ne de onun okuyanı ters yüz eden bıçakları çekilmiş şiirlerine başkası yanaşmazdı. Bu kitap için İstanbul’da bir imza günü düzenlediler. İmza töreni tahmin edileceği üzere şiddet, erotizm ve bolca şarabın damarda kol gezdiği tekinsiz bir ortamda gerçekleşti. Daha doğrusu kitabevini bir noir filmine dönüştürdü. Bu etkinlik süresince ya da arta kalan tüm zamanlarda akışta kalan kadife eldiven içindeki demir yumruk yani Pinot Noir’dı. 

Pinot ve ailesinin cinsine olan yoğun ilgisi onu bu dünyayı araştırmaya yöneltti. Yıllar süren çalışmalar “Şarap Koyusu” adlı bir kitaba evirildi. Kitabın içinden taşan esrimeden aldığı cesaretle iki boyutta seri katil olan bir yazarla tanıştı. Birlikte yazdıkları öyküler “Korkuyu Bekleyenler” adıyla yayımlandığı gün diğer yazar ortadan kayboldu. Kapağına mezarının yerleşmesine göz yumduğu, kimin eline geçerse onu hedef haline getiren bu kitap en son Kasım 2022’de Alper Canıgüz’e hediye edildi.

23 Eylül 2022 Cuma

Korkuyu Bekleyenler Okur Yorumları

 




"Neden kayıplarımızı çok sonraları fark ediyorduk ki? Hayatımızdaki nesnelerin, insanların kaybolduklarını,bizi bıraktıklarını ya da bizim onları uzaklaştırdığımızı görmemizin bu kadar zor olması bir savunma mekanizması mıydı?"

Tam benlik dediğim bir kitap okudum inanılmaz mutluyum. Tek kelimeyle müthişti...
İki yazar, tek ses, sekiz öykü...
Tek ses ifadesi gerçekten çok doğru çünkü asla iki yazarın kaleme aldığı anlaşılmıyor.
Bu tür kitaplar okumaya alışkınım ama gene de ürpertiyle başladım kitaba. Korkuya kendimi hazırladım sanırım. Korkmaktan ziyade ürperdim. Hemde kitabın başından sonuna kadar. Bence ürpermek korkmaktan daha derin bir his...

Sekiz öyküden oluşan eserde, kitaplarında güzel kadın karakterlerini öldürmesiyle yargılanan yazarı, karakterini kaybeden onu delirircesine arayan bulamayan ve bunalıma giren aklı karmaşık olan başka bir yazarı, Aeternum Oteli'nde karanlıkla, korkuyla, düşünceleriyle savaşan bir adamı, genç bir arkadaş grubunun bir türlü gelmek bilmeyen Fatihleri beklerken yaşadığı ürkütücü olayları, katıldığı bir düğünde çekilen fotoğraflarda gördüğü ayrıntıları araştırırken korkunç olaylar yaşayan Mustafa'yı, Son'a altı kala geriden sayarak Dünyanın sonuna tanıklık edeceğiniz karanlık, sessizlik, kuşku, korku ve gerçekle düşün çatıştığı akılları bulandıran olaylara ürpererek şahit olacaksınız.
Bu tür kitapları sevenler kaçırmasın şiddetle tavsiye ederim 👍

Herkese mutlu günler dilerim.

@bilgiyayinevi
@okumakicinkitaphalleri
.

#korkuyubekleyenler #bookstagram #okudumbitti #roman #korku #gerilim #kitap #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #fyp #booklover #book

23 Mart 2022 Çarşamba

BASINDA KORKUYU BEKLEYENLER

 

Fotoğraf: Barış Uğursu (HeavyArtsFilm)
https://www.instagram.com/heavyartsfilm/


Zeynep Çolakoğlu ve Hakan Balcı ile “Korkuyu Bekleyenler” Üzerine 

Söyleşi: Nezihe Altuğ


"Korkuyu Bekleyenler içerde neler oluyor bakmaktan çekinmeyen, aydınlanmanın görmek, duymak ve dile getirmek olduğunu bilen, bilinçdışının bir dil gibi yapılandığını fark edip sembolleri çözmeye heves eden herkes olabilir. "





15 Kasım 2021 Pazartesi

KORKUYU BEKLEYENLER

 


KORKUYU BEKLEYENLER

Yazar: Hakan Balcı & Zeynep Çolakoğlu

Yayınevi: Bilgi Yayınevi

Yayın Tarihi: Kasım 2021

Türü: Öykü (korku/kara mizah)

Sayfa Sayısı: 139

ISBN: 978-975-22-1009-7

 

İki yazarın tek bir kaleme dönüşerek yazdığı dokuz öyküden oluşan Korkuyu Bekleyenler Bilgi Yayınevi tarafından yayımlandı.

Hakan Balcı ile Zeynep Çolakoğlu birlikte ürettikleri bu eserde, zihinlerinin kesişim noktasını keşfettikleri bir yerden eş zamanlı öykülere can veriyorlar.

Korkudan ilham alan bu öyküler, kara mizahın sınırlarını zorlayan, gizemle, mitlerle, müzikle ve melankoliyle iç içe bir yapıda olup kimi zaman yazarların itirafı, kimi zaman da isyanıyla tamamlanıyor.

Gündelik hayatta sık karşılaşılan senaryoları absürt bir mizahla harmanlarken, ekolojik yıkıma bir İzmir güzeli Selluka ile cevap veriyorlar. İnsan zihninin derinliklerini bir malikânenin ıssız labirentleriyle benzeştirip keşfetmeye çalışırken, dünyanın sonundan birbirlerine yazdıkları mektupla kitabın yazım sürecine okuru da dâhil ediyorlar.

Korkuyu Bekleyenler tuhaf bir mahkeme ile başlayıp sizi kendinize döndürecek, semboller evreninden yaşamın içindeki saçmaya temas edecek, korkunun mizaha dönüştüğü arama, kaybetme ve yeniden bulma öykülerini içeriyor.

Arka kapak Yazısı:

Hakan Balcı ve Zeynep Çolakoğlu, derin bir karanlıkta aralanan kapıdan, içeriyi merak ettiren öyküleri birlikte yazdılar.

Karanlık sadece kendi varlığına saygısı olan bir yaratık mı? Kâbuslar ve öldürme isteğini kim kamçılıyor?  Düş ile evrenin kardeş olduğu bu öykülerde çağrışımların, kimi zaman çok sessiz dokunuşlarına, kimi zaman da gürültüyle akan ürpertisine tanıklık edeceksiniz.

Karanlık, sessizlik, kuşku üçgeninde yaratılan boşluklarla, ölümün kime yakıştığını düşünürken bulacaksınız kendinizi. Birdenbire gerçeğe dönmek istediğinizde de ecelin yüzü olmayan gölgesinin, gözlerinize baktığını hissedeceksiniz. İçinde yaşanan zamanın gizemli boyutlarını, kilitsiz dev binaların sonu olmayan odalarında dolaşarak farkına varacaksınız.

Gerçekle düşün çatıştığı, bilinmeyene yolculuktur “Korkuyu Beklerken”.

Mine Ömer

10 Nisan 2020 Cuma

ZİNCİR'DEN ADA'YA


İstanbul’un Karanlığında kitabında yer alan Zincir, Ateşaltı ve Ada öykülerine dair kısa kısa… 



ZİNCİR



“Birbirine bağlı olmak senfoniktir…”

Zincirlikuyu Mezarlığı
Photo by Merve Çolakoğlu
Zincirlikuyu Mezarlığına defnedilmiş bir müzisyenin, yarım kalan bir beste için geri dönmesi ile başlayan, maskelerini bir bir ifşa ederek arzunun doğasını anlamaya dair bir öyküdür, Zincir.

Yaşama ve müziğe karşı duyulan arzu, müzisyen Mortem’de, kıskançlık ve sahiplenme dürtüleri, isminin sözcük anlamı illüzyon olan Maya’da vücut bulur. Öykü içinde “Bir Hayalin Novellası” adlı romanı yazan yazar ise aşkla ölümün mitolojik birlikteliğini deneyimlerken, tanrısal bir yere koyduğu idolü Mortem’in dikkatini, yazdıklarını çarpıtarak çekmeye çalışır.


Yedikule Zindanlarında bir müzik deneyiminin ölüme dönüşmesi gerçekleşir. Moonstruck adlı grup, Elementler albüm turnesinin son ayağı olan İstanbul için alevler içinde şaman davulları, sonik patlamalar, topraklı ölü kargalar ve deneysel bir su altı deneyimi içeren özel bir şov hazırlar.    

Arzu bir aşk mı, ölüm mü, eksik mi, illüzyon mu yoksa ansızın karşımıza çıkan bir zincir midir?
Zincir bir Lacancı gösterendir, arzuyu simgeler.  Paramparça olmuş bir müzisyen, yarım kalmış bir beste, çarpıtılmış bir roman, kana bulanmış bir sergi ve kırılgan hayatların üzerine melankoli sinmiştir ama bu sefer kendini yeniden var etme aşkıyla dolup taşmaktadır, adının anlamı Norveççe ölüm olan Mortem bile yaşama dönmek için yanıp tutuşmaktadır.

Arzu değiştirir!

Zincirlikuyu Mezarlığı, Yedikule Zindanları, İstanbul Modern


8 Nisan 2020 Çarşamba

HOŞÇA KAL ÇAĞLAN...

LANETH WAS HERE


7 Nisan 2020



Bugün Türkiye metal camiasına büyük katkılarda bulunmuş, çıkardığı Laneth, Non Serviam ve Headbang dergilerini heyecanla takip ettiğim, yazılarıyla büyüdüğüm, müzik yazarı, bir tür "heavy metal influencer", Headbang dergimizin genel yayın yönetmeni Çağlan Tekil'i kaybettik.

Headbang ekibine 2014'te katılmıştım. Black metal yazacak birilerini arıyorlardı, Sevgili Doğu Yücel'e 2000'lerin başında çıkardığım Black metal fanzini Acedia'yı, metal müziğin (ağırlıklı black metal tabi ki) şarkı sözlerinde, grup isimlerinde geçen felsefi yaklaşımlar, efsaneler, mitolojiler ve edebiyat eserleri üzerine inceleme kitabım Büyülü Sözlük'ü, yazdığım kimi müzik yazılarını ve yaptığım röportajları göndermiştim hemen, o da ekibe sunmuştu. Kabul almamın ardından kara yazıların başına geçtim. O günden beri Black metal yazılarımın yer bulduğu, sevdiğim pek çok müzisyene ulaşıp müziklerini, sözlerini okurlara taşıma imkanı bulduğum çok özel bir yere evrildi Headbang dergisi.

Aşırılıklarıma gülüp, tartışmaları eninde sonunda tatlıya bağlayan, hayatımın yazılarını yazmama neden olan fikirlerle gelen (bizimki de bir tür kargaşa (Mayhem) projesi değilse nedir!), yazıda kullandığım ekstrem dili teşvik ederek alevi hep harlayan biri oldu Çağlan.

Anısını müzikle yaşatmaya devam edeceğiz ve bu yaşam tarzından asla vazgeçmeyeceğiz🤘🏻
Tekrar görüşene kadar huzur içinde uyu sevgili Çağlan Tekil...

Çağlan'ın sevdiği bazı parçaları toplayıp anısına bir playlist oluşturdum.
Böylesi bir müzik insanı için heavy metal ile yas tutulur ancak...

To the memory of Çağlan Tekil (Spotify List)


Çağlan'ın son röportajını Alper Demirci yapmıştı sanırım. Konumuz elbette müzik: "Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi".

Çağlan Tekil-Türkiye'de Ağır Müziğin Geçmişi


Çağlan, Laneth ile Türkiye'de ilk fanzin çıkaran ve bu yeraltı kültüründen gelen önemli bir isim. Hepimiz gözümüzü bu kültürün içinde açtık ve hala da oradayız. Yeraltı hareketi asla durmaz!














NON SERVIAM!

27 Mart 2020 Cuma

GOTİK


İÇERİDEN DIŞARIYA GOTİK KÜLTÜRÜ VE SIÇRADIĞI SANAT EVRENLERİ


Bela Lugosi

SIVADIK FANZİN / SAYI 29

PDF'si burada:






Bu post Sıvadık Fanzin Sayı 29'da yer alan gotik makalenin görsellerine dair bir kara bulama çalışmasıdır.






Albüm Kapaklarında Nefes Kesici Gotik İzler...




Deathspell Omega
Diabolus Absconditus Albüm Kapağı


21 Mart 2020 Cumartesi

İSTANBUL'UN KARANLIĞINDA





İki kadın yazar… Başrolünde kadınların, fonunda İstanbul’un yer aldığı altı karanlık öykü…


İstanbul, güzelliğiyle olduğu kadar bilinmezliğiyle hatta tekinsizliğiyle de insanları kendine çeken ve bağlayan bir şehir... Edebiyattan sinemaya, müzikten resme kadar pek çok sanat dalına ilham veren bu büyüleyici mekân, aynı zamanda karanlık hikâyelere, tuhaf sırlara ve gizemlere de ev sahipliği yapmakta.

Karakarga Yayınları'ndan çıkan İstanbul'un Karanlığında,  kitapseverleri Türk korku edebiyatının yetenekli yazarlarından Orkide Ünsür  & Zeynep Çolakoğlu’nun kaleme aldığı, İstanbul’da geçen,  kendine özgü renge, müziğe ve ruha sahip kadın hikâyeleriyle buluşturuyor.  Farklı üslupları, sofistike ve yaratıcı kalemleriyle bu iki kadın yazar, dişiliğin derinliğinden gotiğin dehlizlerine, mitolojinin estetiğinden psikolojinin girdaplarına sürükleyip sarsacakları kitapseverleri ilginç, keyif verici bir edebiyat deneyimi yaşamaya davet ediyor.


Arka kapak:


Zeynep Çolakoğlu ve Orkide Ünsür’den İstanbul’un karanlığında geçen, şehrin akıl almaz sırlarına doğru yol alan gotik öyküler sizi İstanbul’un hiç bilmediğiniz gizemlerine uzanan bir yolculuğa çıkaracak.

İstanbul’un Karanlığında psikolojik gerilim, gotik, fantastik ve gizem türlerinin iç içe geçtiği altı öyküyü bir araya getiriyor. Lamia - Kan Bağı kitabıyla büyük bir okur kitlesine ulaşan Orkide Ünsür ve Mina, Büyülü Sözlük kitaplarıyla gotik ve heavy metal’in derin sularına dalan Zeynep Çolakoğlu bu kez İstanbul’un karanlık sularına, zaman ve mekânı aşan öykülerle dalıyor. Huzursuz hayaletler, gizemli heykeller, garip komşular, çözülmesi gereken sırlar hepsi bu altı öyküde bir araya gelerek okuru varlığından haberdar bile olmadığı dünyalara bir gezintiye çıkarıyor. Korku ve gerilim türlerini sevenler için kaçırılmaması gereken bir kitap!




Yazarlar hakkında:

Orkide Ünsür
İstanbul’da yaşayan yazar Orkide Ünsür, aynı zamanda kısa film ve belgesel dalında ödüllü bir yönetmen ve senaristtir. Giovanni Scognamillo’nun arka kapak yazısıyla çıkan Lâmia-Kan Bağı (2015, Altınpost) adlı gotik roman, yazarın ilk kitabıdır. Her biri farklı konseptteki Aşkın Karanlık Yüzü (2017, İthaki), Karanlık Yılbaşı Öyküleri (2017, Bilgi) ve Karanlıktaki Kadınlar (2018, Bilgi) antolojilerinin yaratıcısı, proje yönetmeni ve öykü yazarlarından biri olan Ünsür, Anadolu Korku Öyküleri III (2017, Bilgi) kitabında ise “Hasat” adlı öyküsüyle yer almıştır. Orkide Ünsür, yeni kitabı Aktris adlı novellanın ilk yazım aşamasını bitirmiş olup, uzun metraj bir film senaryosunun ön hazırlıkları içindedir.

Zeynep Çolakoğlu
Korku yazarı, müzik eleştirmeni, kimya yüksek mühendisi olan Zeynep Çolakoğlu, Heavy Metal müziğinin şarkı sözlerinde yer alan konuların incelediği Büyülü Sözlük (2013, Marjinal) adlı ilk kitabının ardından 99 şairin yer aldığı Kara Şiir Antolojisi’nde yer aldı. Niklas Kvarforth’un Prozac Artık Yetmediğinde (2014, Marjinal) adlı şiir kitabını Altay Öktem’le birlikte Türkçeye çevirdi. Dokuz korku öyküsünden oluşan kitabı Mina’dan sonra (2016, Nezih-Er), Karanlıktaki Kadınlar (2018, Bilgi), Hayalet Müzik (2019, Artemis) korku antolojilerinde öyküleriyle yer aldı. Halen heavy metal dergisi Headbang Bookazine’de müzik yazarlığı yapıyor ve İngilizce olarak yayımlanan Black Metal Chronicles’ta underground müzik piyasasının nabzını tutuyor.



21 Ocak 2020 Salı

LILITH



Lilith’in alevlerinden bir nefes sülfür çekmiş ve buluşmuştuk sevgili Sülbiye Yıldırım’la.
Aradan geçen yıllar sonunda Lilith’e dair yazdıklarımız Büyülü Sözlük Blog'da yan yana geldi, bakışlarımızı kesiştirdi, içimizdeki Lilith’i bir kez daha taşırdı.



Bu dosyadaki yazılar:


LİLİTH / Sülbiye Yıldırım
RÜZGÂRIN ŞARKISI / Zeynep Çolakoğlu     
Havva Yerine Lilith Olsaydı / Zeynep Çolakoğlu     






LİLİTH


Sülbiye Yıldırım

Lilith’le Âdem’i topraktan, aynı anda yaratır Tanrı,
mutlu yaşasınlar diye cennete yerleştirir onları.
Ama ne mümkün… Doğuştan asi Lilith,
bir türlü, her alanda söz sahibi olmak isteyen Âdem’in efendiliğini kabullenmez.
Onun hep üstte olmasını aşağılayıcı bulur, itiraz eder.
Mademki topraktandır ikisi de, öyleyse eşittirler şu yeryüzünde.
O zaman üste çıkmalıdır sırası geldiğinde kendisi de.
Ah!.. Âdem’e söylenir mi hiç böyle bir şey.
Hiddetlenir egemen Âdem.
Bereketli, kapsayıcı gökyüzüdür, aynaya baktığında kendisinde gördüğü.
‘Erkek’tir en önemlisi, var mıdır küçüğü büyüğü...
Ya Lilith? Bir kadın… Toprak gibidir kadın Âdem’e göre.
Ayaklar altında olmalı, rahatça sürülmeli, tohumlarla taçlandırılıp, ürün vermesi sağlanmalıdır.
Üstelik kendisi gibi akıllı da değildir. Saçı uzundur çünkü.


Hiç üşenmez defalarca efendi olduğunu söyleyip durur, eşit olduklarını ısrarla tekrarlayan Lilith’e.
Âdem tepeden bakan tavırlarına devam edince,
ısrarlı olunca evrenini efendisi olan tanrıdan sonra kendisinin de yeryüzünün efendisi olduğuna, dayanamaz Lilith, “Ne halin varsa gör!” Der.
Köleliğinin karşılığı olarak önüne serilen cenneti itip elinin tersiyle,
Çocuklarını da arkasında bırakarak, özgürlüğü ve eşitliği uğruna
kapıyı çarpıp çıkar, bakmadan arkasına bile.
Çok kızgındır ama hem Âdem’e, hem de Âdem’in aklını kullanmasını engelleyen efendisine. Giderken durmadan söylenmekte, efendinin kendisine yasaklanan adını yüksek sesle yinelemekte, içinden de Âdem’e ilenmektedir biteviye.
Âdem kalınca bir başına cennette her şey anlamsızlaşır.
Buza keser cıvıl cıvıl duygular.  Yemişleri dökülür ağaçların kırağı vurmuş gibi.
Çamura bulanmış fosfor sarısına döner mavi gökyüzü,
gümüş ışıltılarla ılık ılık esen cennet yeli kırmızıya boyanır.
Heyhat! Âdem, ilk defa kaybetmeyi tatmıştır.